#bukadınaynıben
Geçen gün durdum ve kendimi gerçekten hiç sevmediğimi fark ettim.
Canım body horror çektiği için The Ugly Stepsister’ı izledim ama izlediğim günden beridir aklımdan çıkmayan şeyler var. hayır aklımdan çıkmayan şeyler filmle ilgili değil, dürüst olmak gerekirse filmi o kadar beğenmedim bile. aklımdan çıkmayan şey kendime olan tutumum ve duygularım.
Küçüklüğüme dair çok fazla şey hatırlamıyorum ama aklımdan asla çıkmayan bir an var. Yatak odasında duruyorum, annem bana sesleniyor, aynanın önünden geçerken kafamı kaldırıyorum ve kendi tipime bakıp, “Vay be bu gerçekten ben miyim?” diyorum. Hissettiğim şey çok tuhaf, birinin kendisini sevmemesi konseptine yabancı olmama rağmen aynaya baktığımda gördüğüm şeyden hoşlanmıyorum. Okuldaki diğer kızları, onların benden ne kadar farklı olduğunu düşünüyorum. Kendi kendime neden onlar gibi görünmediğimi soruyorum. Halbuki annem bana hep çok güzel bir kız olduğumu söylerdi. İnsanlar bana hep anne baba sevgisinin yeterli olacağını söylemişti ama sanırım bu doğru değil.
Çeşitli sebeplerden dolayı küçüklüğümden beri kiloluydum ve bu konuda, şaka yollu da olsa, hep zorbalığa uğradım. Daha birinci sınıfa giderken öğretmenim sağlık konusundan bahsederken beni parmağıyla işaret edip ne kadar şişman ve sağlıksız göründüğümü söylerdi. Yaşıtlarım çocuk reyonlarındaki o pullu kıyafetleri giyerken ben daha o yaşta genç kız kategorisinden giyinmeye başlamıştım çünkü çocuk kıyafetlerinin içine sığamıyordum.
Sonra biraz büyüdüm. Her insan gibi ben de birilerinden hoşlandım. Küçüklük tabi üzerine çok düşünmedim, anneme gidip onları gösterdim ve onlardan hoşlandığımı söyledim. Öğretmenim 23 Nisan’da beni hoşlandığımı hatırladığım ilk çocuğun dans eşi yaptı. Sonra o çocuk gitti ve hayatımda başka insanlar girdi, kız ve erkek. Hepsinin ortak noktalarıysa hiçbirinin benden hoşlanmamasıydı. Kilom ve görünüşüm yüzünden maruz kaldığım zorbalıkla birleşince bunu hep görünüşüme bağladım. Yüzümü görmeden önce benimle eğlenen insanlar yüzümü gördüğünde benden uzaklaştı. Birisi yüzümü görür görmez onunla arkadaş olmaya çalıştığım mesajlaşmalarımızı nah işareti ile sonlandırdı. Bir diğeri, “Ben eski sevgilimi unutamamıştım zaten.” diye kestirip attı. Hepsi de beni beni gördükten sonra oldu.
Hayatım boyunca asla başkalarının benim hakkında düşündüklerini umursamadım, şuanda da pek umurumda değil zaten. Hayatımı, sırf dışımı beğenmediler diye daha derine inmeye tenezzül etmeyen insanları dert edinerek geçirmeyeceğim. Benim sorunum daha derinlerde.
Küçük bir çocuğun kendini beğenmemesi garip bir konsept ama buradayım, 19 yıllık hayatımın hiçbir döneminde bedenim yüzünden kaygılanmadığımı hatırlamıyorum. Toplumsal güzellik standartları umurumda değil ama kendi güzellik standartlarım umurumda ve hiçbir zaman kendi güzellik standartlarıma uymadım, uyamadım. Bu bazen ailemden gelen bir sağlık sorunu oldu, bazen beni büyütürken yapılan küçük hatalar, bazen kendi hatalarım. Hepsinin ortak noktasıysa en küçük hatanın, aksaklığın ben ve hayalimdeki beden arasına koyduğu kalın duvarlar. Hayatımın bu döneminde, anksiyete ve yeme bozukluğu ile mücadele ederken, öyle bir raddeye geldim ki bedenimle ilgili endişelenmeden hiçbir iş yapamıyorum.
Sanırım bu mesele ile, hiçbir zaman ilişki manyağı biri olmamama rağmen hoşlandığım kişilerin de garip bir ilişkisi var. Kendimden o kadar nefret ediyorum ve tiksiniyorum ki birinin hayatıma girip bedenimin dokunulamayacak kadar iğrenç olmadığını bana göstermesi gerek. Arzulanmaya ihtiyacım var, insana benzediğimi hissetmeye.
Bu yazıyı yazarken kendimi çok kötü hissettim, ilgi orospusu bir femcel gibi. Ancak öyle değilim, kendimi tanıyorum ve öyle olmadığımı biliyorum. Yine de hislerimin en hassas yerini böyle satırlara dökmek hiç kolay olmadı.
xoxo
